Linguistik Konuşmalar


Gönderen gosalynmallard zaman: Pazar, Kasım 01, 2009 3 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: linguistik
Gönderen gosalynmallard zaman: Salı, Ekim 27, 2009 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: reklam

Gönderen gosalynmallard zaman: Pazartesi, Ekim 26, 2009 3 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: iş güç, londra, Louis-Léopold Boilly, national gallery, resim
Gönderen gosalynmallard zaman: Pazar, Ekim 18, 2009 3 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: acil şifalar, datça, ege şivesi, palamutbükü, tatil, yılmaz erdoğan, şener şen, şevket altuğ
Gönderen gosalynmallard zaman: Cumartesi, Eylül 19, 2009 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: berlin, datça, doğumgünü, IFA, kızıl saçlı kızlar, sayıklamaca, tatil


Gönderen gosalynmallard zaman: Pazar, Ağustos 09, 2009 8 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: etkinlik, konser, leonard cohen, müzik
Haftayı henüz yarılamış olmakla beraber ofisteki haftalık gündem maddemiz çoktan belli oldu diyebilirim: Erkekler ve anneleri. Aslında çıkış noktamız pek tabii ki ilişkiler. Amma ve lâkin hatun ağırlıklı bir takım olduğumuz göz önünde bulundurulursa konunun odak noktasının erkekler olması kaçınılmaz oluyor.
Ergenlik dönemi itibariyle içimi kemirmeye başlayan bir yara vardı ki, gocunmamak elde değil: Neden erkek doğmamıştım? Denize girerken üstüme geçirmem gereken ikinci bir parça mayo olduğunu öğrendiğim günden beri biliyordum ki, erkek olmak her zaman daha kolaydı. Kıllarınla ve memelerinle tamamen barışık bir şekilde dolaşabilme özgürlüğüydü o zamanlar erkeklik. Sonradan herhangi bir şekilde dolaşabilme özgürlüğüne dönüştü. Ebeveynlerin elinin kiri olarak sınıflandırdığı yüzlerce şeyden istediğini seçip gönlünce dolaşabilmek... Sonra kendini ifade etmek zorunda olmama özgürlüğü aldı bütün bunların yerini -ki bence bu en güzeliydi.
Kimseye hesap vermeme özgürlüğünü geçtim, hesap versen dahi yanlış anlaşılma kaygısızlığı var erkeklerin. Ne söylediklerinin, nasıl anlaşıldıklarının hiçbir önemi yok onlar için. Önemli olan tek şey, ne demek istedikleri. Sonra dedim ki, madem erkek doğamadım o zaman erkek doğurmalıyım. En kolay şey değil midir erkek annesi olmak? Sal veledi sokağa ve orda öğrendikleri ile büyümesini izle. Namusunu koruma derdin yok... Kanama dönemi ilk yardım eğitimlerine gerek yok... Yersiz depresyonlar, anksiyete nöbetleri yok -varsa dahi evden ırak gönülden öte...
Gelgelelim bugün, erkek anneleriyle müzakere dönemlerinin soluğunu ensemde hissettiğim yaşlarda, erkek annesi olmanın ne kadar önemli olduğunu çok daha iyi kavramış durumdayım. Sözkonusu bir gençkızın istikbâli olduğunda bir erkek annesi, adetâ bir kilit taşı rolü üstlenmektedir. Ne yazık ki bu esas kız belirlendiğinde erkek annesinin yapabileceği hiçbir şey de kalmamıştır. O yüzdendir ki bu yazı aynı zamanda müstakbel erkek annelerine bir açık mektup niteliği taşıyabilir.
Ömrümün 25 yılını çoktan geride bıraktığım şu dönem itibariyle erkeklerle ilgili yepyeni bir keşifte bulundum ey okur! Bu benim kişisel tarihim için bir mihenk taşı olabilir ya da hiçbir işe yaramayıp bu satırlarda erkek okurun hoşlanmadığı pekçok zırvadan birine de dönüşebilir. Bunu zaman gösterecek. Ama hazır bu kısma kadar okumaktan vazgeçmemişken bunu da duymak istersin diye düşündüm: Biz kızlara bu kadar zaman öğretilen "erkeklere anneleri gibi davranmayın" geyiği tamamen bir palavra! Evet yanlış duymadınız, hatta erkek annelerinin bir komplosuna kurban gidiyor bile olabiliriz.
Şimdi anlıyorum ki, erkekler aslında tam da onları anneleri gibi pışpışlayacak bir kadının hasretiyle yanıp tutuşurlar. Kendilerinin yerine düşünüp konuşacak, hayatları ile ilgili önemli kararları alıp, ola ki bir sorun çıktığında yine onların yerine tüm sorumluluğu üstlenecek bir kadın... Yeri geldiğinde erkek muhabbetlerinde arkasından "nefes aldırmıyor" diye atılıp tutulacak olan bu afet, bu deyimin âdet yerini bulsun diye söylendiğini bilecek ama tecahül-i arif sanatının adetâ bir cambazı olarak, kan tükürüp kızılcık şerbeti içtim diyecek. Er kişiyi kimselere belli etmeden parmak uçlarında fıldır fıldır döndürürken, bu kudretinin kendisi bile farkında olmayacak.
Her fırsatta gırtlağına saplanmış ademelması için Havva'yı suçlamaktan geri durmayan yiğido, belinden yukarısını kullanmasını gerektiren herhangi bir aksiyon mevzubahis olduğunda ise yeryüzünün en pasif yaratığına dönüşecektir. İşte bu noktada erkek anneleri "eyvah bir koala yarattım!" demek için çok geç kalmış olmak istemiyorlarsa eğer, kocalarından feyz alarak evlâtlarına hangi kötülükleri yapmamaları gerektiğini evliliklerinin daha ilk gününden ezber etmelidirler. Yoksa "asla annem gibi bir anne olmayacağım" derken, kaynananız gibi bir kaynana olmanız da kaçınılmaz olacaktır.
İşbu yazı ahı tutma kapasitesi çok yüksek olan bir grup gençkızın "desperate houseviwes" günlüklerinin önsözü olarak kaleme alınmıştır. Paşacıklarınızın hayatlarında meydana gelebilecek hasarlardan doğan sorumluluk şimdiden tarafınıza iade edilmiştir.
Gönderen gosalynmallard zaman: Çarşamba, Temmuz 15, 2009 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: aşk, erkekler, heavy pregnant, kadınlar, sayıklamaca
Gönderen gosalynmallard zaman: Pazartesi, Temmuz 06, 2009 4 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: fight club, marla singeri edward norton, sinema
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Hamburg'da çok çarpıcı bir reklâm kampanyasına imzasını atmış. Otobüs duraklarında yer alan reklam panolarının kullanıldığı kampanya afişine(!) baktığınız zaman son derece mutlu bir çift görüyorsunuz. Fakat kafanızı çevirdiğiniz anda bu görüntü yerini adamın kadını tartakladığı başka bir resme bırakıyor. Slogan çok basit: Böyle şeyler kimsenin bakmadığı zaman oluyor.

Bakıp bakmadığınızı anlayan teknolojiye gelince, o da çok basit: Görselin hemen üzerine gizlenmiş bir eye-tracking camera kullanıyorlar. Görseldeki değişiklik de biraz gecikmeyle gerçekleşiyor, ki aradaki farkı ve mesajı algılayabilelim.
Dışardan bakıldığında bu kadar basit görünen bir fikrin bu kadar etkili ve bulunmaz olması ne kadar garip değil mi? Reklam dünyasındaki teknolojik gelişmeler beni ufaktan korkutmuyor değil. Yine de ben de büyüyünce böyle yaratıcı işler yapmak istiyorum. Ama önce Sony'yi kurtarmam lâzım =)
Gönderen gosalynmallard zaman: Cumartesi, Haziran 27, 2009 1 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Mayıs ayından şikayetçiydim, Haziran daha da fena çarptı be blog! İş yoğunluğu bir yandan, sıcak bir yandan, keyifsizlikler belirsizlikler ayrı bir yandan saldırıyor. Yine de buralara uğramama sebebimi işe, güce, vakitsizliğe bağlayamayacağım. O kadar huzursuzum ve kafam o kadar dolu ki, oturup düşünüp bir şeyler karalayacak konsantrasyonu dahi bulamıyorum.
Yeniden kafamı toparlayıp yazacak bir şeyler bulacağım zamana kadar sizi şu sıralar beni en çok rahatlatan 3 şarkı ile başbaşa bırakmak istiyorum. Umarım siz bunları gözleriniz kapalı dinleyebilecek kadar şanslısınızdır:
Gönderen gosalynmallard zaman: Perşembe, Haziran 25, 2009 2 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: iş güç, müzik, sayıklamaca, özlemek